27/3/2008 - Yarı İngilizce-Yarı Türkçe
İngilizceyi böyle temelsizce sahiplenmenin hormonlu meyvelerini etrafımızda görebiliyoruz. “Yarı İnilizce-Yarı Türkçe” olarak tanımlayabileceğimiz; adı üstünde, yarım yamalak bir konuşma biçiminin nefes yoluyla bulaşmasına ve sapına kadar Türk girişimcilerin açtığı lokanta, mağaza ve dükkânlarına İngilizce isim vermesine tanık oluyoruz. Daha ciddiye alınmak, daha sofistike algılanmak, daha çok para kazanmak için İngilizce sözcükler Türkçenin arasına sızıyor. İşi tatlıya bağlamayı sevenlerse yabancı dil kullanımının teknolojiyi bizim üretmememizden kaynaklandığını tekrarlayıp duruyor. Öyleyse İngilizce kebapçı, börekçi, mantıcı tabelalarının sırrı nedir? Dönerciye de teknolojiyi biz üretmiyoruz diye mi İngilizce isim veriyoruz?
Müesseseye İngilizce isim takma, uzunca bir süre ticari gücü artırma amacıyla bir silah gibi kullanıldı. Bir süre sonra ‘başkaları’ da aynı silahı kullanmaya başlayınca, en salaş, en Türk işi kebapçıların bile tabelasında İngilizce yer alınca işin esprisi bozuldu ve İngilizcenin fiyakası zedelenmeye, karizması çizilmeye başladı. Öyle ki, bir süre sonra İngilizce tabelalar son derece adi ve taklit çağırışımlar yapar hale geldi.
Bu işin bir özentilik türü olduğu algısı, ‘başkalarının’ İngilizceyi finansal bir silah gibi kullanmasıyla birlikte kafalarda netleşti. Halbuki bu iş, başından beri özentiliğin sözlük karşılığıydı. Nihayet “elit kesim” kaliteli, orijinal ve sofistike algılanmak için “çağdaş mekân”larına Türkçe isimler vermeye cesaret etmeye başladı. En beklenmedik mağaza ve restoranlar öz Türkçe tabelalarını yan yana astı. Yani bu alanda bir tür Türkçeye dönüş durumuyla karşı karşıyayız. Keşke Türkçeye dönüş bu yüzden değil de, bireylerin kendi kültürüne sahip çıkma duyarlılığından kaynaklansaydı... Keşke Türk Milli Takımı’nı savunduğumuzun binde biri kadar Türk dilini savunsaydık... Olsun. Motivasyon sakat da olsa sonuç güzel... Umarım tabelalardaki Türkçe modası da geçici bir heves değildir.
|